26 Temmuz 2013

Gidiyom Ben

Evet arkaaşlar gidiyorum.. Şu şahıs bundan böyle Erciyes Üniversitesi'nde Kore Dili ve Edebiyatı okuyacak.. Gönül isterdi ki Ankara Üniversitesi olsun ama kabul etmediler beni :'( Kardeşime göre Mahmut Tuncer tipimi gören Ankara Üniversitesi beni istemedi.. Onlar kaybettiler!!!11

Erciyes Üniversitesi eğer bölümü benim puanımla kapatırsa şimdiden seneye bu bölümü isteyenlerden özür diliyorum.. Ben de istemezdim oranın puanını yükseltmek ama Ankara Üniversitesi işte :/ hıhı :/

"Bu bölümü sırf Kore sevdan yüzünden istedin biliyoz"culara da türlü deppik, diz ve dirseklerimi yolluyorum :) He canım aynen öyle.. Sen tüm gününü Kpop'la, grup üyeleriyle, fanficlerle geçir ama ben Kore Dili okuduğum için "ergen" sıfatına layık görüleyim.. Peki.. Beni ya da bu bölümü isteyen diğerlerini en son eleştirecek insanlarsınız bilmem anlatabiliyor muyum?

Kaldı ki diğer herhangi bir dili seçsem sorun olmazken, Kore Dili denilince insanların suratındaki şu alaycılığa da dayanamıyorum.. Sen buna her ne kadar "Kore sevdası" desen de ben "mezun olunca işim hazır oh" diyorum tammamm?? Hayatım sadece Kore'den ya da Kpop'tan ibaret değil.. Hele ki son zamanlarda bunlardan iyice uzaklaşmışken.. Evet artık ilk senelerdeki hevesim yok bunlara karşı, bu bir gerçek..

Yaşım artık bir şeyleri olgunca düşünmeme yetecek düzeyde.. Yani geleceğimi düşünüyorum, heves uğruna okumuyorum.. Elbette ki Kore'yi ve Korece'yi seviyorum.. Zaten bir dili sevmeden onu öğrenmen çok zordur, hatta imkansızdır.. Sevdiğim bir dili bulmuşken, iş olanağının da fazla olduğunu öğrenmişken kimse tutmasın beni litfen ajsdfjghjfdf

Ha bunları neden yazıyorum, biri bir şey dediği için mi? Hayır.. Ama böyle düşünenlerin etrafımda olduklarını biliyorum.. İstedim ki uzun uzun okusunlar yazdıklarımı.. Düşüncelerinin değişip değişmemesi umurumda değil ama en azından kendimi anlatabildiğimi bileceğim ve bu da beni rahatlatmaya yetecek..

Evet gidiyom ben.. Bay..

10 Temmuz 2013

Okuyom Ben Ya

Baktım ki bloguma hiç kitap temalı yazı yazmamışım ki çok ayıp evet.. Oysa ki kitap okumayı çok seven ve fırsat buldukça da okuyan biriyim (okuyom ben ya).. Neyse istedim ki şu ara en son neler okudum yazayım buraya.. Hem kitaplar hakkında fikrimi de netleştirmiş olurum buraya yazarken.. Çünkü bazen "hee bitti" şeklinde kapatıyorum kitabın kapağını, yazık oluyor..

25-31 Mayıs arası Van'da ilk kitap fuarı yapıldı.. Afişleri görünce nasıl mutlu oldum bilemeniz.. Hep başka illerde olurdu ben de uzaktan dramlanırdım.. Sonunda burada da yapılıyor olması çok geç ama çok güzeldi.. 30 Mayıs'ta gidebildim fuara.. Acemice yapılmıştı standlar ama yine de bu, bir sürü kitap gören beni kendimden geçirmeye yetti.. Aklımda bir kitap olarak gitmedim.. Önüme ne çıkarsa, hoşuma gideni alırım diye düşünüyordum ki öyle de oldu.. 5 kitap alabildim sadece.. Yanımda 50tl vardı ne yazık ki (faqirliqin gözü çıksın).. Aldıklarımla mutlu oldum alamadıklarımda kaldı gözüm olsundu.. Zaten her fırsatta kitap alan biri olduğum için çok da üzülmedim..


Sait Faik Abasıyanık'ın Seçme Hikayeler'ini okuyorum ne zamandır ve dili çok hoşuma gitti.. İlk kez okuyorum Sait Faik Abasıyanık kitabı bu arada.. Kitabın dili o kadar samimi ki (ego nabıyon) hemen bitmesin diye ara ara okuyorum.. Hani başucu kitapları olur ya, başka bir kitap okurken onu da açıp biraz okur kapatırsın, öyle işte.. Bu yüzden fuarda yazarın diğer kitaplarını görünce adına aşina olduğum Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı aldım.. Sarnıç'ı da standdaki satıcı çocuk önerdi, güvenip aldım.. Henüz okumadım kitapları, sevip sevmeyeceğimi bilmiyorum..

Sunay Akın'ın sohbet havasıyla anlattığı gerçek hikayeleri hep çok sevmişimdir.. Bir ara Turkmax'ta programı vardı hatta ayıla bayıla izlerdim.. Bu yüzden kitaplarını da sıra sıra alıyorum.. Daha önce Ay Hırsızı'nı okumuştum ve sevmiştim.. Bu kez de Kızılderililerle ilgili bir kitap yazdığını görünce hemen aldım.. Zaten Kızılderililerle ilgili ne olsa ilgimi çekiyor.. Kitabın adı Onlar Hep Oradaydı.. Arka kapağında yazan hikaye çok güzel, buraya da aktarayım hatta:

Kızılderililerin sürüldüğü topraklarda, 1966'da, uzay kıyafetleri giydirilen NASA görevlilerine Ay'a indiklerinde ne yapacakları, nasıl davranacakları anlatılırken, yaşlı bir Kızılderilinin yanındaki çocukla birlikte bu çalışmaları her gün izlediği görülür.. Aradan geçen birkaç gün sonra çocuk yanlarına gelir: "Beni babam gönderdi. O Beyaz Adam'ın dilini bilmiyor. Ben okulda öğrendim. Babam, bu garip aletler ve kıyafetlerle burada günlerdir ne yaptığınızı soruyor."

Bir NASA yetkilisinin, Ay'a gitmek üzere olduklarını, bunun için astronotları eğittiklerini anlatması üzerine Kızılderili çocuk babasının yanına geri döner... Bunun üzerine günlerdir hiç kımıldamadan duran yaşlı Kızılderili koşarak astronotların yanına gelir ve nefes nefese Navaho diliyle bir şeyler söyler.. Söyleneni anlamayan NASA görevlileri, babasının arkasından koşarak gelen çocuğa bakarlar... Çocuk, Beyaz Adam'ın Ay'a gideceğini öğrenince babasının çok heyecanlandığını anlatır ve kendisinin Ay'a bir mesajı olduğunu, onu da yanlarında götürüp götüremeyeceklerini sorduğunu söyler. Günlerdir güneş altında ciddi ciddi çalışmaktan sıkılan görevliler bir teyp uzatırlar: "Babana söyle mesajını bu teybe söylesin. Söz, giderken yanımızda götüreceğiz." Kızılderili, çocuğunun Beyaz Adam'ın sözlerini Navaho diline çevirmesinden sonra teybe bir şeyler söyler, sonra da kızgın adımlarla uzaklaşır oradan. Mesaj şöyledir:

"Bu adamlara dikkat edin! Topraklarınızı almaya geliyorlar!.."

Şu yazıyı okumamla "kitabı alıyomm!" demem bir olmuştu.. Daha sonra kitabı okurken bir ara konu hiç Kızılderililere gelmeyecek sandım.. Hikaye bir yerde başlıyor, bir yere bağlanıyor falan ama Kızılderililerden iz yok.. Sonra farkettim ki sadece Kızılderililer değil Amerika ya da Amerikalılarla ilgili hikayeleri de anlatmış Sunay Akın.. Ki ben salt Kızılderili hikayesi beklediğim için biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası.. Hani "öyle olmayaydı eyiydi" diyeceğim ki diyorum da.. Neyse yine de güzel, ilginç hikayeler okudum ve pişman değilim..

Ruhi Mücerret ise çıktığından beri merak ettiğim bir kitaptı, görünce "aneeee alcam ben bunu! :)" oldum, elimi uzattım kitaba "hay anasını!" deyip geri çektim.. Meğer ben üstündeki Cüneyt Arkın'ı kapak fotoğrafı zannederken 3 boyutlu mu deniyor ne işte ondan çıkınca ürktüm noluyoruz diye.. İyi anlatamadım ama tam olarak şu.. Kitabın arka kapağında yazan cümleler, kitabın tasarımı falan çok ilgimi çekince 1 haftalık yaz tatilimde okumaya başladım.. 100 yaşında Ruhi Mücerret adında bir İstiklal Gazi'sini ve onun etrafında dönen olayları anlatıyor diyebilirim kısaca.. Fantastikli bir kitap onu söyleyeyim.. Mesela Coca Cola treni Pepsi gemisiyle çarpışıyor, insanların beyinleri matkapla delinip türlü işlere alet ediliyor, uçak düşüyor ama sadece bir tek kişi kurtuluyor falan.. Kitap 3 kişinin ağzından anlatılıyor: Avni Vav, Ruhi Mücerret ve Civan Kazanova.. Ben en çok Ruhi Mücerret'in kısımlarını sevdim çünkü dede pek tatlıydı jfdjsdfjg Yaşlılığıyla dalga geçen başka biri daha var mıdır bilmiyorum.. Mesela bunlardan birkaçı: 

"100 yaşındaysanız, insanlar sizi her gördüklerinde hala canlı olmanıza şaşarlar.. Diri rolü yapmayı artık bırakmanızı, ölümünüzü ilan etmenizi beklerler..." 

"İhtiyarlar meymenetsiz, gaddar, ikiyüzlü, cimri, kıskanç, sinsi, kaprisli, mızıkçı ve asabidir.. Kendimden biliyorum..."

"Benimki, aynada görmek isteyeceğiniz türde bir yüz değil.. Sünnet derisiyle kaplanmışa benziyorum.. Sakın yaşlanmaya kalkmayın.. Hiç bir eğlencesi yok.. Evinizin, siz içindeyken yanmasından farksız.. Kulaklarım tencere kapağı kadar oldu, burnum kepçeleşti..."

Civan Kazanova'nın kısımlarını yer yer o kadar betimlemeli cümlelerle yazmış ki yazar, okurken birkaç defa üstünden geçmek zorunda kaldım.. Ki karakterin durumunu, yaşadığı ortamı falan düşününce onun ağzından bu cümleler nasıl çıkıyor diye düşünüyordum ve açıkçası bu da kitaba olan inancımı etkiledi zaman zaman.. Bunun dışında sevdim kitabı.. Özellikle Ruhi Mücerretin her anlatımının sonunda "Mezar taşıma ..... yazdıracağım" ya da Civan Kazanova'nın "Böyle bir laf olmasaydı ben icat ederdim" şeklindeki laflarını çok sevdim..

İnternetteki yorumlara bakınca Murat Menteş'in daha önceki kitaplarını okumuş olanların bunu daha yavan bulduklarını gördüm.. Ben daha önce başka kitabını okumadığım için beğendim kitabı.. Bu da sanırım diğer kitaplarını daha çok beğeneceğim anlamına geliyor ki en kısa zamanda alacağım onları da..

Yüzyılın Aşkları kitabını da abim istediği için aldım.. Adam standın önünde "Bunu bana alsana nolur noluurr :(" diye tutturunca (ki bir kitap eline almışlığını görmemişim okul okuduğu zaman bile), "Eğer okuyacaksan alayım" dedim.. Abim de "Okurum tabi askerde okuyordum yarım kalmıştı" falan dedi.. Sonra standdaki görevli çocukla fiyat pazarlığına girdi abim, en sonunda çocuk "Tamam dediğin fiyat olsun ama okuyacaksan al" dedi dsdopdfsodfjdj Adamı iki paralık ettik oracıkta yazıktı neyse.. Öylelikle aldım kitabı ve abim hala versene okuyayım demedi.. Ben okuyacağım yine sadece biliyorum.. Can Dündar'ı sevdiğim için kitapla ilgili bir korkum yok, severim gibi.. Okuyup göreceğim..

Kardeşim de birinden kitap seti almış (daha doğrusu biri kakalamış buna belli), aydan aya ödüyor parasını.. O da kitap okumadığı için "Niye aldın yazık günah o paraya" deyince "Sana aldım oku işte" dedi :) Aldığı da biyografik roman.. Genelde uzak dururum bu tür kitaplardan çünkü sıkıcı oluyorlar.. Bakacağım sarmazsa kitaplar satacağım.. Kardeşim öğrenmemeli tabi ksjghfjsdjf

Yazdıkça yazdım ben de.. İçimde kaç ayın birikmişliği varmışsa demek sdfdsdjfh Neyse bu da ilk kitaplı yazım olsun.. Devamı gelir belki, bilmiyorum bir garantisi yok.. Oldu görüşürük..