29 Şubat 2012

Şirin So Ji Sub Görmek İsteyen?

Makino kaç zamandır internetten uzak olunca bu videoları yayınlamak bana düştü sevgili blogdaşlarım.. Tahmin edersiniz ki Makino kadar ayrıntılı bilgiler sunamayacağım sizlere.. Henüz araştırmacı-gazeteci mertebesine ulaşmış değilim hayır ahahah.. Daha çok videoları yayınlayıp aranızdan ayriliciğim.. Zaten bu yazıyı yazmamın en büyük sebebi bu şipşirin videoları blogumda görmek istemem.. Kaç gündür izliyorum deli gibi zaten.. Nomu nomu kiyoptasın Jisub'cuğum..

Sanırım bir iç çamaşırı reklamı bu.. Evet videoda sütyen görünüyor ama ben yine de pek emin olamadım ahahah.. Her neyse şaka yapıyorum tabi ki.. Evet bu Vivien markasının iç çamaşırı reklamı (adını ilk kez duyuyorum).. Jisub diyor ki "Benim gadınım pembe renkli, dantelli, fiyonklu, silikonlu sütyen kullanmalı.." Elbette ki salladım.. Ama buna yakın şeyler söylediğini anlayabiliyoruz.. "Ne yocanın pipiyen(sanırım Vivien demek istiyor kendileri)" diyor ki Türkçe meali "Pembe sütyeni giyiyorsun yanıma geliyorsun uu beybi beybi".. Yani en azından Uzakdoğu'daki Jisub hayranları böyle anlamış olacaklar ki, reklamdan sonra satışların tavan yapmasının tek açıklamasının bu olduğunu düşünüyorum.. Bu iç çamaşırını giyip, bir gün Jisub'un onları alıp, uzak ve ultrapembe diyarlara götürmesini hayal ediyorlar.. cınlırımbinimyıı!

Her neyse lafı çok uzatmadan videolar ve giflerle sizleri baş başa bırakayım..

Reklam



Bu arada sonradan farkettim, bu reklamın -sadece bu videoda var- altyazısı da var.. "CC"ye basarsanız ingilizce altyazılı izleyebilirsiniz..

Kamera Arkası


Ah o "cu cu"lar nedir yahuu.. Şirin misin nesin sen?


Yeni bir video daha buldum.. Yıh yıh yıh yıhh...



Ve birkaç gif







Videolar Nataly Nirvas(kendisi Jisub hayranlarının en afillisidir)ın Youtube hesabında paylaştığı videolardır..
Gifler Facebook So Ji Sub 소지섭 (Turkey Fan Page) sayfasından alınmıştır..

Arz ederim..

14 Şubat 2012

Buyurun Şizo'nun Haremine(Mim)


Evet ben de mimlendim çingularım.. Egosantrik mimleyince “hayır yapmaaağğğ” diyemedim.. O kadar da uzak durmaya çalışmıştım halbusem.. Çünkü kendimi biliyorum.. Bir başlarsam aday listeme, sonunu göremeyeceğimi biliyordum.. Ama neyse ki toparladım ben de isimleri.. Çekiklerden oluşacak diye bir şart olmadığı için ben de özgür davrandım.. Evet efenim buyurun benim haremime.. Lütfen uzaktan bakınız.. Elleşmeyin yakarım!

1 – So Ji Sub



Tabi ki de listemin ilk sırasında Jisub’cuğum olacaktı.. Bilgisayarımdaki yağuşuklular dosyasındaki(evet gerçekten böyle bir dosya adım var) fotoğraf çoğunluğu kendisine ait olduğu yetmezmiş gibi masaüstü resmi olarak da kendisini kullanırım.. Böyle slayt şeklinde geçer favori fotoğraflarım.. Bakmaya doyamam.. Bu fotoğrafını da ayrı severim.. Hatta telefonumu süsler kendisi.. Cınım binim..

2 -  Gong Yoo

Eh yani Gong Yoo’suz bir liste düşünemiyorum sizler de hak verirsiniz ki.. Bu kadar şirin, aynı zamanda yetenekli ve de yakışıklı olduğu için haremimde görmek istedim kendisini.. Canım sıkıldığında çağıracağım, “cınım ya bişeyler anlat güldürmeli, iki havamızı bulalım” diyeceğim.. Sonra o anlatırken gülecek ben de onu izleyeceğim falan.. Böyle bir hayalim var kendisiyle ilgili..

3 – Dean Winchester













Gerçek adını yazmıyorum zira ben Dean’i istiyorum Jensen’ı değil.. Dean gelsin espri yapsın, hamburger yiyip dursun ama doymasın, sonra aklına uyuz kardeşi ve karizmatik babası gelsin ağlasın falan.. Ben de “ağlamak bir erkeğe bu kadar mı yakışır ama yeeaa” diyeyim bir yandan ben de ağlayayım falan.. Kutsal suyunu, tuzunu, saf demirini yanından eksik etmesin, etrafı da şeytan tuzağı sembollere bürüsün falan.. Sonra beraber her türlü ucubeyi avlamaya gidelim.. İmpalasına tekrar kavuşsun.. Bebeğiyle o eyalet senin bu kasaba benim dolaşıp duralım.. Deri ceketini de unutma beybi.. Evet Dean’ciğim “benıımleıısıiin”..

4 - Nicklaus Mikaelson



Evet yine bir dizi karakteriyle başbaşayız.. Kendisi Nicklaus ismini babası verdiği için sevmez, bu yüzden Klaus denmesini ister.. Ben de o halini daha çok severim zati.. Evet Klaus'cuğum seni de görmek istiyorum haremimde.. Canımı sıkan falan olursa, daha ben ağzımı açmadan boyunlarını gövdelerinden ayıracağını biliyorum sarıbaşım, seksi aksanlım.. "Sarışın erkek sevmem, Kıvanç hoş ama tipim deeell" diyen beni ne hallere soktun bak! Gel İskoçum, deli bakışlım, her an napacağı belli olmayan dengesizim.. Sana bu haremde ihtiyaç var!

5 - Johnny Depp



Sensiz hareme harem demem ben! Gel ki alem karizma görsün.. Hey hey de heeyy... Aynen böyle tak takıştır, sür sürüştür gel şahan bakışlım.. Elinden içki kadehin, dudaklarından aforizmalar eksik olmasın.. Gel, haremimde fantastik diyarlara yelken açalım..

6 - Yiğit Özşener


Gördüğün gibi tek Türk olarak seni aldım Yiğit'ciğim.. Yerli de istedim haremimde.. O kişi elbette ki sen olmalıydın.. Farklı bir havan var bebeğim.. Kötü karakterleri canlandırsan bile seviyorum ben seni yahu.. Dudaktan Kalbe'yi izlerken herkes Hüseyin Kenan dese de ben hep Cemil demiştim.. Annem "Ne buluyorsun bu adamda kızım? Hayır çirkin de bir şey! Ah kim bilir nasıl bir adamla evleneceksin sen!!" dediğinde, "Çok tatlı ki o ama.. Şu bakışlara bak anneeeğğ" diyordum her seferinde.. İşte öyle bir havan var Yiğit'ciğim.. Ezel'de izlerken de kızamıyordum sana.. "Olsun kötülük yapsın nolcak ki? Bir şey olmaz" derdim hep.. Haremimde olmalısın sen de.. Deniz kıyısına gitmeliyiz birlikte.. Sermeliyiz örtümüzü, yanımızda meyvemiz ve şarabımız, gün batımını seyretmeliyiz.. Sonra konuşup, gülüşmeliyiz falan.. Neyse iyice romantiğe bağladım.. Geç sen de şöyle cınım.. Rahatına bak..

7 - Gerard Butler


Yani şimdi seni almazsam haremime kendimi hiç affetmem Gerard'ım Butler'ım İskoçum.. Bir adet überseksi adama ihtiyaç var.. Ama şu halini istiyorum.. Zayıflamışsın gördüm.. Aman evlerden ırak.. O halini hatırlamak istemiyorum.. Zayıflamak herkese yakışmıyormuş sayende anladım bunu.. Mümkünse aynen böyle etine dolgun alayım seni.. Ay canım hiç olmadı zayıf gelsen de beni seni bir haftaya Türk yemekleriyle semirtirim.. Sorun yok.. Evet ne olursan ol gel diyorum.. Kapım sana her şekil ve durumda açık.. Her gece, Ps: I Love You'daki boxer'lı ve pantolon askılı dansı yapacaksın bana.. Ona göre aksesuarlarını al da gel.. "O da ne?" deyip de filmi hala izlememiş olanlar için geliyor videomuz:



8 - James McAvoy



Bir İskoç'luk daha yerim var ceymsicğim.. Narnia'da görüp "Ne tatlı adam" dediğim, Becoming Jane'de "Off çok yakışıklı! Aksanına ölürüm!" derken, Atonement'la bu duygularıma tavan yaptıran insan.. Bak Wanted'ı saymıyorum bile düşün.. Gel ki "Kafana hangi ebat ve ağırlıkta saksı düştü ki öyle bir kadınla evlendin?" diye de sorayım sana.. İfadeni almam lazım.. Yani böyle söylüyorum ama şöyle de bakarsan ağzımı açacağımı da pek sanmıyorum eheh.. Neyse gel bakiyim sen de şöyle yamacıma..

9 - Sherlock Holmes




Haremim dizi karakteriyle mi doldu ne? Ama napayım almazsam gözüm kalır ahahah.. Benedict Cumberbatch değil istediğim yanlış anlaşılmasın.. Sherlock'u istiyorum ben.. Zaten adamın sarı saçlarına tahammül edemiyorum.. Hep böyle kalması, kendisi ve en önemlisi insanlık için büyük bir iyilik olacaktır.. Evet ne diyordum? Senin de haremimde olman şart Sherlock'cuğum.. Gerçi yüksek IQ'unla yanımda sıkılabilirsin de.. Ahahah hayır aptal değilim ama seninle de baş edebilecek kapasitem olduğunu düşünmüyorum.. Kim baş edebilmiş ki zaten? Dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmeyen ama zehir gibi aklı olan dedektifim benim.. Yalnız rica ediciğim yavaş yavaş, tane tane konuş benimle.. Ağır İngiliz aksanın yetmezmiş gibi bir de hızlı hızlı konuşuyorsun, yeminle beynim ambale oluyor.. Bunun dışında bir problem yok.. Gel, söz ben sana her gün yeni bir olay getireceğim çözmen için.. Canın hiç sıkılmayacak valla bak.. Beraber sarayımın entrikalarını çöziciğiz seninle.. Saraya çalışması için yeni birini aldığımda ilk sana göstereceğim, saçının şekline bakıp seceresini dökmen için.. Ohh mis valla.. Gereksiz araştırmalara girmeye ne gerek var.. Sen benim zaman ve nakit kaybımı önleyeceksin şerlokum.. Hadi bakalım yeni olaylar bizi bekler..

10 - Aamir Khan


Kendisini listeme alıp almama konusunda epey tereddüt ettim ama sonunda dayanamadım.. Son zamanlarda tanımış olsam da haremimde görmek istiyorum seni Aamir'ciğim.. Yani aslında yaşın da epey var ama olsun, belli etmiyorsun.. Sorun yok ahahah.. Oturup, soframızdaki meyvelerimizi yerken(tercihen yeşil çekirdeksiz üzüm) ve odanın ortasında kızlar raks ederken, onları izleyelim(fanteziye gel).. Ya sen Türkçe öğren ya ben Hintçe, ama lütfen Hint aksanlı İngilizce konuşup, beni irrite etme.. Bir dil bu kadar işkenceyi hak etmiyor bence.. İngilizceyi kuran sör çekindırılıst bilseydi böyle olacağını, kurmazdı bu dili..



Neyse işte sarayın bahçesinde yürüyelim beraber.. Sonra sen arada şarkı falan söyle, ama dans etme.. Yok o kadar değil.. İşte böyle yakıcı bir şekilde bak falan.. Ben olduğum yere eriyeyim, leğenle taşısınlar beni içeri.. Yani böyle güzel hayallerim var seninle ilgili.. Amcam yaşında olduğundan daha ileri gidemiyorum ahahah.. Gel Hint rüzgarınla bana doğru.. Geelll, gelll, sesimi takip et ahahah..


Nihayet bitti! Anacım ne çok adayım varmış.. Eleye eleye ancak bırakabildim bunları.. Yoruldum he.. Ama güzel de oldu.. Memnunum haremimden.. Çok eğlenceli, süpersonik bir yer oldu bence.. Yalnız nasıl övüyorum şu hale bak ahahah..

Ve sıra geldi bu mim'i paslamaya.. Lee, degdimisimdi'ye ve henüz bu mim'i yapmamış olanlara yolladım gitti.. Kolay gelsin.. :)


Son olarak günün anlam ve önemine uygun olarak bir şarkı paylaşayım dedim.. Tüm sevgilisi olmayanlara gelsin ahahhah..


9 Şubat 2012

Only You - Always - 오직 그대만

Filmin üç ismini de yazdım içimde kalmasın diye ahahahah...



Hey sen! Evet evet sen! Hala bu güzelim filmi izlemedin mi? Gerçekten mi? O zaman burayı okumayı bırakıp, hemmen şuraya tıklıyor ve de izlemeye başlıyorsun.. Bak hala okuyor yahu.. Hadi çabuk çabuk..

Evet izlemeyenleri yolladığıma göre yazıma kaldığım yerden devam edebilirim.. Gitmeyenler varsa aranızda, kendileri bilirler n'apayım canım? Ben insanlık vazifemi yaptım, gerisi ilgilendirmiyor beni.. Ahahahah uçtum iyice yalnız..

Neyse artık geyiği bırakıp filme değineyim.. Malumunuz film zaten daha çekilme aşamasındayken epey haber olmuştu.. Boru değil So Ji Sub gibi bir endam-ı taş var filmde.. Eh tabi ki So Ji Sub'un ayaklı ansiklopedisi bellediğimiz sevgili Makino sayesinde an be an filmle ilgili her ayrıntıdan haberdar olduk sağolsun.. Gel zaman git zaman çekimler bitti.. Fotoğraflar ve fragman yayınlandı.. Ah keşke hiçbirine bakmasaydım.. Hele o fragmanı hiç izlemeseydim.. Hadi izledim röportajları okumasaydım.. Hadi okudum videolarını izlemeseydim..

Her şeyi geçtim zaten fragman başlı başına bir olaydı.. Filmin özetini geçmişler resmen.. Bir sonunu göstermemişler o kadar.. Hatta Makino fragmandan filmin senaryosunu yazmak gibi bir başarıya imza atmıştı.. Unutmadım Makino unutmadım ahahahah..

Neyse bunlar olalı epey oluyor zaten.. Ben de bu arada internetten uzak kalınca filmle ilgili unuttuğum(çok şükür) bir kaç şey olmuş.. Bu sayede daha bir zevkle izledim filmi.. Yani neymiş? Beklediğin bir film varsa sadece bekleyecekmişsin.. Hakkında çıkan her haberi araştırıp öğrenmeyecekmişsin.. Bu yüzden So Ji Sub'un son çektiği film hakkında hiçbir şey öğrenmemeye karar verdim.. Fragmanını bile izlemeyeceğim.. Söz verdim kendime.. Zira bu Koreli'ler fragman işinden pek anlamıyorlar.. Yalnız şu an fark ettim ben hala film hakkında tek kelime etmedim ahahahah.. Hala geyik yapıyorum.. Tamam şimdi geçiyorum ana konumuza.. Vallaha bak..



Cheol Min(So Ji Sub) eski bir boksördür.. Kapalı otoparkta park görevlisi olarak çalışır.. Bir gün Jung Hwa(Han Hyo Joo) adındaki kör bir kızla tanışır.. Tabi ki de her aşk meşk dolu filmde olduğu gibi kör kızımız hayatla ve de en önemlisi kendiyle çok barışık biridir.. Adeta bir sevgi pıtırcığıdır.. Gel zaman git zaman Cheol Min kızın bu pembe dünyasına kendini kaptırmadan edemez.. Kız da bulmuş adonis gibi adamı "Ay aman çok mu yoruldum ne? Biri olsa da beni sırtına alsa.. Hazır evime gelmişken şunun tesisat-boya badana işlerini de yapsa" falan diyerek adamı bir yandan sömürür, bir yandan da her ne kadar görmese de Cheol Min'in cazibesine kendini kaptırmadan edemez.. Her şey bu kadar güllük gülüstanlıkken elbette ki kötü adamlar, kötü olaylar devreye girecek ve aşıkları ayıracaktır..



Yukarıdaki tanımı okuyan herkes "güzelim filmi ne hale getirdi dangoz!" diyecekler biliyorum.. Ama şimdi eğriye eğri, doğruya doğru.. Film klişelerle dolu.. İzlediğiniz hiç bir sahneye yabancı değilsiniz.. Ama... Ama var işte.. Film güzel.. Film dolu dolu.. Bunun en büyük sebebi de oyunculuklar.. Bu klişeleri o kadar güzel özgünleştirmişler ki kendi içlerinde, izlerken "pöfff" demek gibi bir durumunuz olmuyor.. İki karakteri de seviyorsunuz.. Sanki hayatınızdan kişilermiş gibi.. O kadar içten oynamışlar, o kadar samimi.. Dolayısıyla onlar ne yaşıyorsa siz de hissediyorsunuz.. Bu yüzden filmin son dakikasına kadar içiniz içinizi yiyor.. Heyecanla sonunu bekliyorsunuz.. İşte tam da bu yüzden bu film, klasik bir aşk filmi olmaktan çıkıp, başkalaşıyor, güzelleşiyor..

Yine de bence tek eksik tarafı, daha önce Makino'ya da söylemiştim, senaryonun iki erkeğin elinden çıkmış olması.. Bana göre aşk filmi veya dizisi çektiğiniz zaman o senaryoya illa ki bir kadın bakış açısı gerekiyor.. Bunu izlediğiniz filmlerde veya dizilerde görebilirsiniz.. Eğer senaryoya kadın eli değmişse o yapım daha bir romantikleşiyor.. Dolayısıyla ekran karşısındaki bizler de eriyip bitiyoruz.. Only You'nun hiçbir sahnesinde değil ama özellikle bir sahnesinde "Bu filme kadın eli değmemiş arkadaş" dedim.. O kadar hissettim yani bunu.. Hangi sahne olduğunu aşağıda açıklayacağım.. İzlememiş olanlar için spoiler olacağından okumamaları rica olunur..



--------------



Evet tam da bu sahneden bahsediyorum.. Bu sahne çok üstün körü yapılmış gibi geldi bana.. Halbuki filmin en can alıcı, en romantik sahnesi olması gerekiyordu.. Ne bileyim daha güzel cümleler(örneğin kız adamın yüzüne dokunurken, adamın yaşamıyla ilgili tespitlerde bulunabilirdi.. Yüz hatları aslında yaşanmışlıklarla doludur ve Cheol Min çok acı çekmiş bir adam.. Kız yüzüne dokunarak en azından bir şeyler hissetmeliydi), daha derin bakışlar(ki burada iyi bir yönetmenlik devreye giriyor), suskunluklar arası söylenmeyen ama jestlerle mimiklerle anlatılan duygular... Bir şeyler eksikti işte.. İstediğim gibi değildi..

--------------

Bunun dışında gözüme çarpan pek sahne yoktu.. Makino'nun dediği gibi "Lessie bize bir şey anlatmaya çalışıyor" sahnesinde kıza epey saydırdım ama neyse o konuya girmeyeyim.. Yazı bitmeyecek yoksa ahahah..

Son olarak sizi filmin başında da çalan şu güzelim şarkıyla bırakıyor ve gidiyorum.. Esen kalın..


4 Şubat 2012

3 Idiots - Bollywood'a Merhaba Deyin!

Merhaba sevgili blogdaşlarım..

Bugün sizlere yakın zamanda izlediğim ve çok beğendiğim bir Hint filminden bahsetmek istiyorum.. Adı “3 Idiots”.. 2009 yapımı bir film.. Aslında Bollywood’a karşı önyargıları olan biriydim.. Bu önyargım “Slumdog Millionaire”le biraz olsun kırılmıştı.. Ama 3 Idiots’la birlikte tamamen yıkıldı.. O kadar eğlendim ki izlerken, aradaki dans ve şarkıları görmezden bile geldim o derece.. He hala alışabilmiş değilim şu dans olaylarına ve şarkı söylerken yaptıkları mimik ve jestlere ama onlar bu danslardan, şarkılarından vazgeçemeyeceklerine göre el mahkum alışacağım gibi görünüyor..



Çok uzatmadan konusuna kısaca değinmek istiyorum.. Aslında ana konu eğitim sisteminin çarpıklığı üzerine.. Öğrencileri birer robot gibi gören öğretmenler ve bu sisteme ayak uydurmaya çalışan/çalışamayan öğrenciler.. Hindistan’ın en iyi mühendislik okullarından birinde okuyan Rancho adında bir gencin sisteme kendince karşı çıkışı ve arkadaşları Farhan ve Raju ile olan dostluğu ele alınıyor.. İzlerken çok güleceğiniz, çok eğleneceğiniz, çok da ağlayacağınız bir film.. Buyrun fragmanı:



Evet yukarıdaki tanım sinema dergilerinden fırlamış gibi oldu farkındayım ahahhah..

Filmi neden bu kadar sevdiğime gelirsem, samimi oluşu diyebilirim.. Çok sıcak bir filmdi.. Karakterlerin yaşadığı her şeyi bire bir içinizde hissediyorsunuz.. Sıkıntıları sizin de sıkıntınız oluyor.. Onlar eğlenip güldüğünde siz de mutlu oluyorsunuz.. Bu yüzden izlerken çok ama çok keyif aldım.. Eğer Amerikan filmlerinin klişeliğinden siz de sıkıldıysanız, bu film ilaç gibi gelecektir.. Kore dizileri ve filmlerine yönelmem de böyle olmuştu zaten.. İçten olduklarını görünce ister istemez bağımlısı oluyorsunuz.. İzlerken "hadi oradan be!" demiyorsunuz hiç.. Çünkü o samimiyet ekrandan size de geçiyor.. Hint filmlerine artık daha farklı gözle bakmamı sağladı bu film.. Yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım efenim.. :)

Bir kaç yıl önce Facebook'ta bir video dolaşmıştı.. İzlediğimde çok gülmüştüm.. Sonra filmi izlerken o sahnenin bu filmden alınmış olduğunu gördüm.. Belki izleyenleriniz vardır.. Hatta o sahne yukarıdaki fragmanda da geçiyor az buçuk.. İzlemek isteyenler için aşağıya ekliyorum videoyu..



Filmde sık sık kullanılan "ol iz vel" yani "all is well" lafını izledikten sonra iyice benimsedim.. Artık her zor durumda sağ elimi kalbime koyup, pat pat vurarak sessiz bir şekilde "ol iz vel" diyeceğim ahahahah... Rancho karakterini çok sevdim.. Çok tatlı bir şeydi yahu.. Film hiç bitmesin istedim onu izlerken.. O kadar şirindi ki..

Bu film sayesinde iyi bir aktörle de tanışmış oldum.. Aamir Khan.. Emirhan gibi bir isim.. Yani aslında okunuşu Emir Kan ama niyeyse Emirhan diyesim geliyor.. Popçu adı gibi.. Fotoğrafını da koyayım tam olsun..


Bu adamı bazen Tobey Maguire'e benzetiyoruım.. Andırıyor diyeyim ya da..

Her neyse adam bir numara adam.. Oyunculuğunu oldukça beğendim.. Bu filmde 20 yaşındaki bir genci canlandırıyor ama filmi izledikten sonra adamın 1965 doğumlu olduğunu öğrendim.. Hala inanamıyorum.. Yanlış bilgi falan olmalı ahahah... Bu adam için ne bileyim 30-35 deseler tamam da, 47 hiç uymuyor ki! Maşallah diyelim de nazar değmesin eheheh... Şu ana kadar kendisinin 3 filmini izledim ve ikisi çok çok başarılıydı.. Biri yukarıda bahsettiğim film, diğer ise "Taare Zameen Par".. Yani "Yerdeki Yıldızlar".. Çok ama çok güzel bir film.. Buradan bu filmi de önermiş olayım sizlere.. Sulugözler selpaklarını hazır tutsunlar yanlarında yalnız.. :) He bir de konusunu öğrenmeden izlerseniz daha bir zevk alıyorsunuz izlediğiniz şeyden.. O yüzden bu filmin konusunu falan araştırıp da okumayın bence.. Yani en azından böylesi benim daha çok hoşuma gidiyor.. :)

Aamir Khan'ın izlediğim üçüncü filmi ise "Fanaa".. Valla o filmi çözemedim.. Önce romantik komedi tatlarında başladı.. Sonra aşka doğru yol aldı.. Ondan sonra drama bağladılar.. Derken hoooop aksiyon macera oldu birden.. Filmin ikinci yarısında başka bir film izlemiş gibi oluyorsunuz bu yüzden.. Sonra tekrar aşk, ardından macera korku gerilim, en sonunda dram derken benim devreler yandı haliyle.. He bir de filmin yarısı klip şeklinde geçti.. Adamlar seviniyorlar hobaaa dans şarkı, üzülüyorlar şarkı, aşık oluyorlar dans şarkı.. Bir de yağmur, kar falan da dinlemiyorlar.. Eksi yirmi derecede şarkı söyleme aşkı bir tek bunlarda var herhalde.. Filmin çoğunda "höööhh" deyip, epey de güldüm.. Ama bunu yapan bir tek benim herhalde.. Film hakkında izleyenlerin yorumlarını okuyunca baktım ki herkes ayılıp bayılmış.. Ağlamışlar falan.. Bir tek ben dalga geçmişim.. Çok utandım sonra, düşündüm uzun uzun ben de mi bir gariplik var diye.. Ama yok bulamadım bir sorun.. Zevk-renk deyip işin içinden böylece sıyrılıyorum..

Yine de her ne kadar Fanaa'yı beğenmemiş de olsam müzikleri güzeldi.. Diğer filmlerin de öyle.. Adamlar müzik işinden hakikaten anlıyorlar.. "E bi zahmet!" dediğinizi duyar gibiyim.. Evet haklısınız.. O kadar sene dansın, müziğin içinde olunca bu konuda iyi olmaları gayet normal..

Uzun lafın kısası şu son bir kaç günde güzel filmler izledim ve sizlerle de paylaşmak istedim.. Hindistan'ın, hepsi bir birinden güzel renklerini izlemek şahaneymiş onu anladım.. Filmlerinde görselliği çok güzel kullanıyorlar.. Hele ki "Taare Zameen Par"da.. İzleyen ve de izleyecek olan arkadaşlarımdan filmlerle ilgili yorumları bekliyorum.. :)

Hoşçakalın.. :)